zuzum bildirdi;
İlk cümleyi kurmak bunca zor olmasaydı eğer, milyonlarca yazı çıkarabilirdim. Belki, yazmaya başlayınca bitirememe sendromum bundandır, ilk cümleyi hazır kurmuşken, paragrafları altına sıralayıvermek, oradan oraya, o konudan bir başkasına, yaşantımdan yaşantına sonra başka hayatlara, sonra bütün yaşananlardan sıkılıp, yaşanması olası ya da yaşama ihtimali olmayanlara… Kararsızca, bazen belki anlamsızca… Ne anlattığımın önemi olmadan, birilerinin okumasını, beğenmesini, takdir-tebrik ya da tiksinip-iğrenmesini, önemsemesi veya önemsememesini umursamadan sadece yazmak. İçimdeki koskoca boşluğu yazarak doldurmak… İçeride taşarcasına dolu olan her şeyi, her kelâmı, her cümleyi, her isyanı, her susuşu, kabullenişi, itiraz edişi, haykırışı dökmek ve iliği boşalmış kemik gibi kalmak. Sonra yine içimdeki boşluğu doldurmak… Bitip tükenmek bilmeyen sıradan ama çok sıradan bir kısırdöngünün içinde, kenarlarını adlandıramayacağım üçgenin, dörtgenin, beşgenin arasında bir uçtan bir uca tekrar tekrar ağır aksak yürümek… Aynı yol, aynı tabela, aynı bulut, aynı güneş, aynı yağmur, aynı hava, aynı deniz, aynı insan… Ben hiç değişmiyorum aslında, değişen sensin, sizsiniz?! Bakış açınıza ve ruh halinize göre beni değiştiren sizsiniz…